DİL GELİŞİMİNDE GECİKME OLAN ÇOCUKLARIN EBEVEYNLERİNE ÖNERİLER

DİL GELİŞİMİNDE GECİKME OLAN ÇOCUKLARIN EBEVEYNLERİNE ÖNERİLER

DKT Ayşe Işıldar

Çocuğunuzun konuşmasının yaşıtlarına göre geciktiğini düşünen ebeveynler öncelikle bu duruma sebep olabilecek durumları ve muhtemel riskleri belirlemek için mutlaka bir dil ve konuşma terapistine başvurmalıdır. Çocuğunuzun geç konuşmasının altında yatan pek çok faktör olabilir. Genetik faktörler, doğuştan gelen yetersizlikler, gelişimsel problemler ya da çevresel faktörler mutlaka değerlendirilmelidir. Dil gecikmesine zemin hazırlayan durumların saptanması ve gerekli önlemlerin alınmasının ardından dil ve konuşma terapisti çocuğunuzun ihtiyaçlarına ve özelliklerine uygun bir program oluşturur. Oluşturulan bu program çerçevesinde terapist aile ile işbirliği içerisinde çocuğun dil gelişimini destekleyici müdahaleler sunar. Bu noktada terapistin önderliğinde çocuklarıyla en çok zamanı geçiren ebeveynlere büyük rol düşmektedir.  Aşağıda çocuğunuzun dil gelişimini doğal ortamında desteklemek ve iletişimi keyifli hale getirmek için kullanabileceğiniz bazı öneriler yer almaktadır.

  1. Çocuğunuzun liderliğini izleyin

Çocuğunuzu iletişim başlatmaya teşvik etmenin en güzel yolu onu yönlendirmek ve yönerge vermek yerine onun liderliğini izlemektir. Çocuğunuzun göz hizasında onunla yüz yüze bulunarak onunla iletişime geçmeye özen gösterin.

  1. İzleyin, Bekleyin ve Dinleyin
  • Çocuğunuzun jestlerini, beden dilini ve vermek istediği mesajları izleyin.   Çocuğunuzun ne yaptığını ve neyle ilgilendiğini gözlemleyin.
  • Çocuğunuzun iletişim başlatması için bekleyin. Çocuğunuzla devamlı konuşmak ve ona bir şeyler söylemek yerine iletişim başlatması için bekleyen gözlerle bakın. Çocuğunuzun size bakması, işaret etmesi ya da bir ses çıkarması bile iletişim başlattığının bir göstergesidir.
  • Çocuğunuzun söylediği şeyleri dinleyin. Böylece çocuğunuza onun söylediklerine önem verdiğinizi göstermiş olursunuz. Kimi zaman ne söylediğini anlamasanız da tahmin etmeye çalışın. Ardından seviyesine uygun şekilde yanıtlayın.
  1. İletişim için fırsatlar oluşturun

Çocuğunuzun ilgisi olan şeyleri ya da ihtiyaçlarını talep etmesi için uygun ortam oluşturun.

  • Sevdiği bir nesneyi ulaşamayacağı bir yere koyun ve talep etmesi için bekleyin.
  • İstediği bir içeceğin tamamını vermek yerine önce bir kısmını verin ve iletişim başlatması için bekleyen gözlerle çocuğunuza bakın.
  • Çocuğunuzun sizden yardım almadan yapamayacağı bir aktivite seçin (örn, balon şişirme, hareketli oyuncağı çalıştırma vb.)
  • Talep ettiği şeyler arasından seçenek sunun ve bekleyin.
  • Keyif aldığı bir aktiviteyi birden durdurun ve tekrar talep etmesi için bekleyin.
  • İlgilendiği nesneleri beklenmedik yerlere saklayın.
  • Çocuğunuzun çözüm için iletişim başlatabileceği küçük sorunlar yaratın.
  1. Çocuğunuzun mesajını sözel olarak ifade edin.

Çocuğunuz size bir mesaj ilettiğinde bunu sözcüklerle ifade edin. Kurduğunuz cümleler daima çocuğunuzun dil seviyesinde ve bir adım ilerisinde olmalıdır. Basit ve anlaşılır ifadeler kullanmaya dikkat etmelisiniz.

  1. Az soru sorun.

Özellikle sözel üretimi çok olmayan çocuklarda çok fazla soru sormak çocuğunuz için zorlayıcı olacaktır. Çocuğunuza sorular sorarak onun bilgisini ve konuşmasını test etmek yerine çocuğunuzun ilgilendiği şeyler hakkında basit yorumlarda bulunun.

 

Ayşe Işıldar

Dil ve Konuşma Terapisti

 

Kaynakça:

Pepper, J., & Weitzman, E. (2004). It takes two to talk: A practical guide for parents of children with language delays. The Hanen Centre.

 

Hamaguchi, P. M. (2010). Childhood speech, language, and listening problems. John Wiley & Sons.

GECİKMİŞ DİL VE KONUŞMA NEDİR?

DKT Ayşe Işıldar

Gecikmiş dil ve konuşmanın ne anlama geldiğinden bahsetmeden önce iletişim, dil ve konuşma kavramlarının ne anlama geldiğini bilmek sorunu anlamak açısından faydalı olacaktır. İletişim sözel ya da sözel olmayan şekilde karşılıklı olarak sürdürdüğümüz istemli bir etkileşimdir. Dil iletişim kurmak, duygu ve düşüncelerimizi karşımızdaki kişiye aktarmak için kullandığımız bir araçtır. Konuşma ise sesleri ve sözcükleri nasıl ürettiğimizdir. “Gecikmiş dil ve konuşma” dediğimiz zaman iletişim, dil ve konuşma olmak üzere birbiriyle ilişkili bu üç alanı birlikte değerlendirmek gerekmektedir.

Dil alıcı dil ve ifade edici dil olarak ikiye ayrılmaktadır. Bazı çocuklar alıcı dilde güçlükler sergilerken bazı çocuklar ifade edici dilde güçlükler sergilemektedir. Bazıları ise her iki alanda da güçlük yaşayabilmektedir. Her ikisinde güçlük yaşayan çocuklar hem dili anlamlandırmada hem de ifade etmekte zorluk çekmektedir. Dil ve konuşma terapisti, çocuğun dil kullanımını pek çok açıdan değerlendirerek terapi programına karar vermektedir.

Alıcı dilde görülen güçlüklerden bazıları şunlardır:

* Jestleri ve mimikleri anlama

* Yönergeleri takip etme

* Soruları yanıtlama

* Nesneleri ve resimleri gösterme

* İletişimde sıra almayı bilme

İfade edici dilde görülen güçlüklerden bazıları ise şunlardır:

* Sorular sorma

* Nesneleri adlandırma

* Jestleri kullanma

* Sözcükleri cümle içerisinde bir arada kullanma

* Ekleri doğru şekilde kullanma

* Şarkılar öğrenme

* Doğru zamir kullanma

* İletişimi başlatma ve sürdürme

* Farklı bağlamlara uygun konuşma örüntüsü sergileme

Alıcı ve ifade edici dilde görülebilen bu güçlüklerin ortaya çıkması için temel bazı risk faktörleri mevcuttur. Çocuğun gelişim sürecinde motor, duyusal, işitme, zeka vb. alanlarda görülebilecek herhangi bir gelişimsel gerilik sebebiyle dil edinimi için kritik olan dönemlerin sekteye uğraması gecikmiş dil ve konuşma riskini arttırmaktadır. Bunların haricinde ailede geç konuşma öyküsünün olması gibi genetik faktörler ya da televizyon, tablet gibi yoğun ekran maruziyeti ile uyaran eksikliği gibi çevresel faktörler de dil gelişiminin gecikmesine yol açabilmektedir.

Dil gelişimindeki gecikme özgül dil bozukluğu, sosyal iletişim bozukluğu, otizm spektrum bozukluğu, öğrenme güçlüğü, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu gibi pek çok gelişimsel problemin de işaretçisi olabilmektedir. Bu nedenle gecikmiş dil ve konuşma şikayetiyle başvuran çocukları iletişim, biliş, duyusal ve motor beceriler açısından çok boyutlu değerlendirmek önemlidir.

Ayşe Işıldar

Dil ve Konuşma Terapisti

Kaynakça:

https://www.asha.org/public/speech/development/Speech-and-Language/ https://www.asha.org/PRPSpecificTopic.aspx?folderid=8589935380&section=Treatment

Hamaguchi, P. M. (2010). Childhood speech, language, and listening problems. John Wiley & Sons.

Paul, R., & Norbury, C. F. (2012). Language disorders from infancy through adolescence. Elsevier Health Sciences.

0-2 YAŞ ÇOCUKLARDA SEMBOLİK OYUN BECERİLERİ ve DİL GELİŞİMİ

Uzm. Dkt. Gözde Malkoç

Sembolik Oyun

Oyun yalnızca çocuklar için iyi vakit geçirme etkinliği değildir. Onlar için psikolojik, dil, zihin, sosyal, duygusal ve motor becerileri de geliştirmede de önemli role sahiptir. Oyun oynama bebeklikte nesnelerle başladığı ve okul öncesi dönemde farklılaşarak devam ettiği görülmektedir. Çocuğun kendi bedeni ve çevreyi tanımak için seçtiği en yakın kişi annedir (bakım veren kişi). Bu yazımızda 0-2 yaş bebeklik döneminden bahsedilecektir. Bu dönem Piaget’in bilişsel gelişim aşamalarına göre duyu hareket dönemi şeklinde isimlendirilir. Bu dönemde nesne sürekliliği, taklit ve sembolik oyun gibi önemli bilişsel kazanımlar söz konusu olmaktadır.

0-2 yaş duyu hareket döneminde gözlenen oyun tipi sembolik oyundur. Sembolik işlevlerin ilk aşamasında nesneler özel işlevlerine göre değil herhangi bir nesne gibi ele alınmaktadır. 5-6 aylık bir bebeğin her nesneyi sallama ağzına götürme gibi hareketlerle farklılaşmamış şekilde davrandığı gözlenir. 6 aydan 24 aya kadar geçen sürede ise sembolik işlevlerin gelişimi ön plana çıkmaktadır. Sembolik işlevin gelişmesiyle çocuk nesneyi ya da olayı zihinde canlandırarak simgeleyebilmesi söz konusudur. Sembolik gelişimin aşamalarından ayrıntılı olarak bahsedelim.

1. Düzey

Nesnenin algısal özellikleri ile işlevi arasındaki ilişkinin bilindiği dönemdir. Çocuğun tarağı saçına değdirmesi, bardağı dudağına götürmesi sembol öncesi oyun şemasına örnek verilebilir.

2. Düzey

Çocuk kendi davranışlarını taklit eder. Çocuğun içme hareketi için başını arkaya doğru atması örneğinde olduğu gibi bir jestle su içiyormuş gibi yaptığı görülür. Oyun etkinliğinde, bir tahta parçası bebek yerine ya da bir çubuk, at yerine geçebilmektedir.

3. Düzey

Çocuk diğerlerinden gördüğü davranışları taklit eder (annesiymiş gibi bebeğini beslemesi, şoförmüş gibi araba kullanması). Kendi etkinliklerinden diğer kişilerin eylemlerini taklit etmeye doğru gelişmektedir.

4. Düzey

Bu aşamada ise taklit ettiği farklı eylemleri (şemaları) sıralar. Sadece bebeği beslemez, önce yemek yapar sonra besler ve uyutur diye düşünebiliriz.

5. Düzey

Çocuğun oyununda plan vardır. Bu plan mış gibi oyunda aşamalı olarak gerçekleştirilir. Örneğin çocuk arabasını alır sonra oyuncak tamir aleti bulur ve aletle tamir eder. Buradaki arama davranışı oyun başlamadan önce bir planın olduğunu göstermektedir.

Burada görülmektedir ki çocuk çevresindeki kişileri taklit ederek kendi odağından uzaklaşır ve bulunduğu kültürü yansıtan eylemlerde bulunmaya başlar. Çocuklar, “anne” ya da “baba” imiş gibi davrandıklarında, istedikleri herhangi bir davranışı gösteremezler, kavradıkları kadarıyla annelik ve babalık davranış kurallarına uyarlar. Ancak bu kurallara gönüllü olarak katılırlar. Kural alma ve taklit becerileri ile çocuklar dünyayı yorumlamaya ve karşılaştırdıkları çeşitli fiziksel ve sosyal olayları sistemleştirmelerine yardımcı olmaktadır. Sembolik işlevlerin gelişimi ilerleyen yaşlarda soyut düşüncenin önemli bir kolaylaştırıcısı olduğu ileri sürülmektedir.

SEMBOLİK OYUNUN VE DİL GELİŞİMİ ÜZERİNE ETKİSİ

Çocuk ihtiyaçları, istekleri ve niyetleri iletmek için edindiği dilsel yapıları kullanır. Oyun, dil kullanımını içerdiğinden ve sosyal bağlamlarda gerçekleştiğinden sosyal ve dilsel yeterlilik hakkında bilgi içerir. Dilsel yapıların gelişimi ve sembolik oyun birbirine paralel ve birbiriyle ilişkili olarak

gelişmektedir. Bu nedenle dil gelişim dönemleri ile sembolik oyun arasındaki ilişkiye bakmakta fayda vardır.

Çocuklar 12-18 ayda sözcük üretmeye, iletişim amacıyla jestleri (susadığında çocuk anneyi dürter, suyu gösterir ve/veya su der) kullanmaya başlarlar. Bu aşama sembolik oyunda basit hayali şemaların (nesnelerin) işlevline uygun kullanımının görülmesiyle birlikte ortaya çıkmaktadır. 18-24 aylar arasında ise çocuklar sözcükleri birleştirmeye (anne gel, su ver) başlarlar. Bu durum sembolik oyunda birden fazla şemanın birleştirilmesiyle eşleşir. Sözdizimi kurallarının (anne topu ver) öğrenildiği 28 ay civarında ise çocuklar mantıksal olarak düzenlenmiş hayali oyun sıralamalarını yaparlar. Sözdizimi kuralları da planlı ve aşamalı sembolik oyunda olduğu gibi planlı bir düzenlemeyi gerektirmektedir. Çocuklarda sembolik oyunun yukarıda belirtilen beş düzeyi ile birlikte sözdiziminde de üretkenliğin başladığı görülmektedir. Alıcı ve ifade edici dil becerileri gelişmektedir.

Dil becerilerinin gelişiminde herhangi bir gerilik varsa oyun becerileri kullanılabilir. Örnek olarak, yer yön bildiren sözcükleri kullanmayan veya anladığını göstermeyen bir çocuk sembolik oyunda nesneleri başka nesnelerin altına üstüne koymada başarılı olabilirler. Bu durum çocuğun farklı konumları ayırt ettiğini sembolik tasarımlamanın var olduğunu ve bu sözcükleri anlama veya kullanması için herhangi bilişsel engeli olmadığını göstermektedir. Eğer dil gibi oyun becerilerinde de sınırlılıkları söz konusu ise paralellikleri düşünülerek her iki beceri gelişiminin birlikte hedeflenmesi düşünülmelidir.

Sembolik oyun becerilerini ilişkin bilgi, dili en iyi öğreneceği etkinliklerin ve materyallerin seçimi konusunda da yol göstericidir.

Bu noktada anne ve babaya düşen görev, çocuğun yeteneklerini keşfetme, bilişsel, duygusal gelişimini destekleyici oyunları oynarken çocuğun yaşam oyununda rol almaktır. Anne oyuna katıldığında çocuğun dikkatini kolayca tanımlanabilen nesnelere yönlendirebilir (aa bir araba), anne nesneler hakkında sorular sorabilir (Büyük mü?) , nesneyi nitelendirir (büyük araba) ve çocuğun etiketleme girişimleri için geri bildirimde bulunur (evet , büyük araba). Anne, çocuğun dil becerileri arttıkça uygun davranış olarak kabul edeceği şeyler konusunda daha talepkar olabilir (büyük arabayı hızlı sür, büyük ve hızlı araba). Ancak talepler çocuğun ihtiyaçlarına göre ayarlanmalıdır.

Kaynaklar

Acarlar, F. (2001). Sembolik oyunun dil gelişimi ve dil bozukluklarıyla ilişkisi. Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Özel Eğitim Dergisi, 3(01).

Bergen, D. (2002). The role of pretend play in children’s cognitive development. Early Childhood Research & Practice, 4(1), n1.

Erdener, E. (2009). Vygotsky’nin düşünce ve dil gelişimi üzerine görüşleri: Piaget’e eleştirel bir bakış. Türk Eğitim Bilimleri Dergisi, 7(1), 85-103.

Topbaş, S. (2004). Çocukta Dil ve Kavram Gelişimi. Eskişehir: Anadolu Üniversitesi Yayını.

Yapıcı, Ş. (2006). Çocukta dil gelişimi. Journal of Human Sciences, 1(1).

Dil ve Konuşma Bozuklukları ve Duyu Bütünleme

Beslenme Terapisi

YAS SÜRECİ

Değer verdiğimiz bir şeyi veya birini kaybetmek acı vericidir. Bu süreçte birçok duyguyu hiç değişmeyecekmiş gibi yoğun bir şekilde yaşayabiliriz. Yas, kişinin kayıplara karşı vermiş olduğu duygusal acıdır. Yas tutma, yalnızca ölüme karşı verilen bir tepki değildir, hayatımızdaki değişikliklere vermiş olduğumz tepkileri de kapsamaktadır (boşanma veya ayrılık, iş kaybı, bir travma sonrası güven hissinin kaybı, finansal istikrarın kaybı).

Yas tepkisi kişisel bir süreçtir. Aynı aile içerisinde bile her bireyin yas tutma şekli kendine özgüdür ve yitirilen ilişkinin özelliğine, yas tutan kişinin psikolojik gücüne göre değişiklik gösterebilmektedir. Yas tutma sürecinde iyileşme yavaş yavaş olur ve zaman alır. Kaybı her gün hatırlamaz ve yitime ait düşüncelerimize duygusal olarak yanıt veremez hale geldiğimizde yas sonlanmış demektir. Zaman içerisinde yas tepkilerinin yoğunluğunda azalmalar görülür ve yas çözümlendikçe normal yaşam fonksiyonları ve ilişkiler düzenlenir hale gelir.

Kayıp, yaşamımızın bir parçasıdır ve yas süreci, yitimi unutmak anlamına gelmemektedir aksine bu süreci sağlıklı bir şekilde hayatımızın bir parçası haline getirebilmektir. Eğer yas süreci, kişinin gündelik yaşam işlevselliğini etkileyecek kadar süreklilik halinde ve şiddetliyse, profesyonel psikiyatrik- psikolojik yardım almanız gerekmektedir. Tedavi edilmeyen yas tepkileri önemli duygusal hasarlara, hayatı tehdit eden sağlık problemlerine, hatta intiharlara sebep olabilmektedir.Böyle durumlarda ancak bir uzman tarafından uygulacak bir tedavi ile iyileşmeniz mümkündür.

 

Uzman Klinik Psikolog  Mine Çölümlü

DUYU BÜTÜNLEME TEORİSİ

Duyu bütünleme teorisi, bir Ergoterapist (Occupational Therapist ) ve Psikolog olan Dr. Jean Ayres tarafından 1960’larda başlayıp 30 yıldan fazla süren araştırmalar ve çalışmalar sonrasında geliştirilmiştir ve hala geliştirilmeye devam etmektedir. Ayres duyu bütünlemeyi; kişinin kendi vücudundan ve çevresinden gelen duyusal bilgileri organize eden ve vücudu çevreye uygun bir şekilde kullanmayı mümkün kılan nörobiyolojik bir işlem olarak tanımlamıştır. Duyusal işlevin; öğrenme, davranış ve duygular üzerinde rol oynadığını bildirmiştir.

Anne karnından başlayıp hayatın sonuna kadar olan dönemde duyusal uyaranlar insan yaşamına eşlik etmekte ve kişinin beynini beslemektedirler. Alınan duyusal bilgiler beyinde ilgili merkeze gidip, kavranıp, yorumlanıp ve beceri için gerekli duyularla bütünleştirilip uygun davranış, motor ve dil ve konuşma cevapları olarak ortaya çıkmaktadır.

Duyusal girdiler çevremizde olup bitenleri algılayabilmemiz ve ne cevap vereceğimizi bilebilmemiz, kendi kendimizi sakinleştirebilmemiz ve organize edebilmemiz, günlük yaşamımızı kolaylaştırabilmemiz için beynimizde bağlantılar oluşturmaktadır. Bu bağlantılar özellikle çocukluk döneminde öğrenmemizi hızlandırmaktadır.

Duyusal sistem, yedi bölümden oluşmaktadır. Bilinen beş duyunun ( görme, işitme, dokunma, tatma, koklama ) dışında iki duyu (proprioseptif ve vestibüler) daha mevcuttur.

Vestibüler sistem: Günlük yaşamımızda en geniş etkiye sahip olan bu sistem ilk gelişmeye başlayan sistemdir. Bu sistem, iç kulaktaki vesibüler reseptörler ve merkezi sinir sistemindeki diğer alanlar arasındaki bağlantıları kapsamaktadır. İşitme sisteminin bir parçası olan koklea ile birlikte, iç kulaktaki labirenti oluşturmaktadır.

Vestibüler sistem, göz hareketlerimizi kontrol eden yapılara ve bizi dik tutan kaslara sinyal göndermektedir. Başımızın hareketlerini gözlerimizle koordine etmemizi, hareket ederken hangi yöne ne kadar hızla gittiğimizi algılamamızı, yerçekimine karşı dik durabilmemizi, denge ve koordinasyon becerisini kazanmamızı, hareketli zeminde güvende hissetmemizi ve rahat bir şekilde farklı pozisyonları tolere edebilmemizi sağlamakta rol oynamaktadır. Tüm duyusal sistemler gelişirken vestibüler sisteme entegre olmaktadırlar.

Günlük yaşamda vestibüler sistem çocukların; koşma, tırmanma, sallanma, zıplama gibi hareket becerilerini kazanabilmesi, korkmadan merdiven inip çıkabilmesi, vücudunun iki tarafını koordineli olarak kullanması gereken aktiviteleri yapabilmesi, göz teması kurması, sınıfta sırada oturabilmesi, kitabı veya tahtayı takip edebilmesi, dik ve kontrollü durabilmesi, dans edebilmesi, dil ve konuşma becerilerinin gelişmesi, oyun oynarken ne kadar hızla koşması gerektiğini bilmesi için temel oluşturmaktadır.

Proprioseptif sistem : Kaslar, eklemler ve ligamentlerdeki reseptörlerden aldığımız bilgi ile vücudumuzun pozisyonunu algıladığımız duyudur. Gözlerimizi kapattığımızda kollarımızın, ayaklarımızın ve diğer vücut parçalarımızın hangi pozisyonda olduğunu algılayabilme, herhangi bir aktivite sırasında ne kadar kuvvet uygulayacağımızı ayarlayabilme yetisini ve vücudumuzu farketmemizi, sağlayan sistemdir. Proprioseptif sistem bu becerileri bilinçli bir şekilde düşünmeden kazanmamızı sağlamaktadır.

Günlük yaşamda proprioseptif sistem çocukların; kaşığı, kalemi tutarken ne kadar kuvvet uygulaması gerektiğini bilmesi, vestibüler sistemle birlikte çalışıp sırada sallanmadan ve çabuk yorulmadan oturabilmesi, sakinleşebilmesi, kaba ve ince motor, vs. becerilerinin gelişmesi için temel sağlamaktadır.

Beyin her beceriyi ortaya çıkarmak için farklı duyusal uyaranlara ihtiyaç duyabilmektedir. Bir beceri için birkaç uyaran bütünleşerek gerekli cevabı ortaya çıkarmaktadır. Duyusal deneyimler amaca yönelik ve kişi için anlam ifade etmekteyse öğrenmeyi kolaylaştırmaktadır.

Sağlıklı bir duyusal sistem çocuklara; iletişim, konuşma ve sosyal becerilerin kazanılmasında, günlük yaşam ve oyun aktivitelerinde bağımsız ve uyumlu olmada, okul ve akademik yaşamda başarılı olmada, özgüven kazanımında, kendi kendini sakinleştirebilmede, planlayabilmede ve diğer başka becerilerde uygun cevap çıkarımı için yardımcı olmaktadır.

 seven-senses-processing-eng

*Ergoterapist Suzan Kaya

 

Kaynaklar:

Ayres, A.J., Robbins, J., Sensory integration and the child: Understanding hidden sensorychallenges (2005)

 

https://pathways.org/

http://www.sensoryintegration.org.uk/

http://www.siglobalnetwork.org/

http://www.spdaustralia.com.au/

ERGOTERAPİ NEDİR

Ergoterapi anlamlı ve amaçlı aktivitelerle sağlığı ve refahı geliştiren kişi merkezli bir sağlık mesleğidir.  İngilizce adı “Occupational Therapy” olan bu meslek yüzyılı aşkın bir geçmişe sahiptir.

Tarihte ilk olarak 1. Dünya Savaşı’nda engelli askerleri ve sivil yaralıları rehabilite etmek amacıyla ortaya çıkmış, zamanla hizmet alanını fiziksel yaralanmaların yanında mental problemleri de içine alacak şekilde genişletmiştir. 1930’lu yıllarda Ergoterapi bilimsel yaklaşımlarla tanımlanıp kanıta dayalı bir tedavi haline gelmiştir. Gelişim süreci boyunca alanlarına omurilik yaralanması, travmatik beyin hasarı ve serebral palsiyi dahil etmiş olup özellikle mesleki rehabilitasyon ve pediatri alanında büyük bir gelişme kaydetmiştir.

Dünya Sağlık Örgütü (WHO); sağlığı yalnızca hastalık ve güçsüzlük hali olarak değil fiziksel, ruhsal ve sosyal bakımdan tam bir iyilik hali olarak tanımlamıştır. Ergoterapistler bu bakış açısını benimseyip kişinin günlük yaşam, iş-üretici ve diğer aktivite alanlarında bağımsız olmasını ve aktif katılımını destekler.

Kişi merkezli yaklaşımı ile Ergoterapistler kişiye, çevreye ve aktiviteye odaklanır. Kişinin bilişsel, ruhsal ve fiziksel kapasitesini anlamlı ve amaçlı aktiviteler yolu ile arttırır. Gerçek yaşam koşullarında kişinin bağımsızlığını değerlendirir, fiziksel, sosyal ve kültürel engelleri ortadan kaldırmak için çalışmalar yapar, aile ve toplumu dezavantajlı bireyle ilgili eğitir, aktivite sırasında kullanılan araçlarda kişinin durumuna göre adaptasyonlar yaparak bağımsızlığı artırır.

Kişiler Ergoterapi sürecine aktif olarak katılırlar. Sonuçlar kişi merkezlidir ve çeşitlidir, aktivite performansında düzelme veya aktivite katılımından kaynaklanan memnuniyet ölçülür (WFOT, 2010). Ailenin eğitimi ve terapi sürecine dahil olması Ergoterapi’nin temel ilkeleri arasında yer alır.

Ergoterapi hizmetleri genel olarak şunları içerir:

  • Kişisel değerlendirme;
  • Kişi, aile ve ergoterapistin kişinin hedeflerini belirlemesi;
  • Kişinin günlük yaşam aktivitelerine katılımının sağlanması ve hedeflere ulaşılması için kişiye özel müdahale
  • Hedeflere ulaşıldığından emin olmak ve kişinin istek ve becerilerine dayalı müdahale planını değiştirmek için izlem yapılması

Günümüzde Ergoterapistler herhangi bir sağlık problemi nedeniyle vücut yapı ve işlevlerinde bozukluğu olan veya bulunduğu sosyal, fiziksel ve kültürel çevre nedeniyle katılımı kısıtlanmış tüm bireylerle çalışır. Nöroloji, psikiyatri, ortopedi, geriatri, pediatri, onkoloji, romatoloji gibi alanlar ve diğer dezavantajlı gruplar bunlardan bazılarıdır.

Suzan Kaya

Ergoterapist

Kaynaklar :

 http://www.wfot.org/ (World Federation Of Occupational Therapy)

http://www.aota.org/ (American Occupational Therapy Association)

http://www.who.int/en/ (World Health Organization)

http://www.ergoterapi.hacettepe.edu.tr/

KONUŞMA BOZUKLUKLARINDA RUHSAL BELİRTİLER

Konuşma, insanlarla iletişim kurabilmemizi, kendimizi ifade edebilmemizi, duygu ve düşüncelerimizi aktarabilmemizi sağlayan, insan yaşamının en önemli yetilerinden biridir. Konuşma becerimiz ne kadar iyiyse gerek özgüvenimiz gerekse başkalarıyla iletişimimiz (duygusal-sosyal) de o kadar iyidir. Çocuğun konuşmasındaki herhangi bir bozukluk gerek aile içi, gerekse okul ve toplum içinde uyum sorunlarıyla birlikte, eğitim ve öğrenimiyle ilgili de problemlere yol açabilmektedir.

Yapılan araştırmalar göstermiştir ki konuşma bozukluğu olan çocuğun, toplum içerisinde davranışsal ve duygusal sorun oranları yüksektir. Konuşma bozukluğunun yarattığı sosyal ve duygusal güçlükler yaş ilerledikçe daha da artabilmektedir. Özellikle okul çağı çocuklarda çekingenlik, özgüven eksikliği görülebilmektedir. Konuşma bozukluklarının ortaya çıkışında öğrenme, psikolojik ve çevresel faktörler de kritik rol oynadığı için tedavi programı bu çerçevede değerlendirilmelidir. Ayrıca çocuk kadar anne-baba tutumunun da  değerlendirilmesi gerekmektedir. Tedavi kapsamında çocuğun kendisine, konuşmasına ve çevresine karşı olan tutumu desteklenmelidir. Psikoterapi 8-9 yaşlarından küçük çocuklarda oyun terapisi, daha da büyüklerde ise konuşma yoluyla yürütülmelidir. Konuşma bozukluklarının belirtilerinin ortadan kaldırılmasının yanında ruhsal problemlerin de değerlendirilmesi ve tedavinin konuşma terapisi ve psikoterapi kombinasyonu şeklinde yürütülmesi kalıcı ve sağlam bir iyileşme için çok önemlidir.

Gizem Mine Çölümlü

Uzman Klinik Psikolog

OTİZMDE DİL VE KONUŞMA TERAPİSİ

Otizm, yaşamın ilk üç yılı içinde ortaya çıkan ve etkileri yaşam boyu devam edebilen gelişimsel bir bozukluktur. Başlıca özellikleri şunlardır:

-Bilişsel gelişimde gerilik veya sapma
-Yineleyici-sınırlayıcı olan ilgi ve davranışlar
-Sosyal ve iletişim alanında yetersizlik

Otizmde en önemli belirtiler sosyal ve iletişim alanında görülür. Belirtiler çocuktan çocuğa farklılaşabilir. Bu çocukların yaklaşık 1/3’ü konuşmayı işlevsel olarak kullanamamaktadır. Genel olarak problemler semantik (konuşma içeriğinin anlamı) ve pragmatik (bireyin sosyal etkileşimde sözel ve sözel olmayan dili kullanması ve yorumlaması) alandadır.
Otizmli çocuklarda dil edinimi sürecinde bir gecikme görülür. Kimi zaman da edinilen dil becerileri sonradan kaybedilebilir. Bunun yanında göz kontağı kuramama, konuşma dilini kullanamama, sözcük hazinesinde sınırlılık, ifadelerin tekrarlayıcı şekilde kullanımı, jest-mimik ve ses tonu kullanımında farklılıklar, bir konuya aşırı odaklanma, iletişimi başlatma ve sürdürmede güçlük söz konusu olabilir. Anlaşılır olmayan sözcükler, bağlama uygun olmayan ifadeler, tekrarlı anlamsız sesler, konuşma yerine çığlık atma ve ağlama gibi davranışlar bulunabilir. Konuşma dilini kullanan otizmlilerde bile genellikle sözcede bir sınırlılık mevcuttur. Oyunlara katılmada, sosyal iletişimde ve arkadaş edinmede sınırlılık söz konusudur. Genel dikkat düzeyindeki yetersizlik de dil ve konuşma gelişimini olumsuz etkileyebilmektedir.
Dilbilgisel açıdan ise zamirlerin ve eklerin kullanımında hatalar görülür. Bunun yanında sahip olunan dil becerilerini esnek ve yaratıcı şekilde kullanmada da bir güçlük söz konusudur. Yazı dilini kullanmada ve okuduğunu anlamada da problemler görülür. Ayrıca alıcı dilde de önemli problemler vardır. Bu yüzden otizmli çocuklar kendilerine söylenenleri anlamayabilirler.
Otizmde dil ve konuşma terapisinin çok önemli bir yeri vardır. Dil ve konuşma terapileri kısaca, klasik dil ve konuşma terapisi yaklaşımlarını, davranışçı yaklaşımları ve alternatif ve destekleyici yaklaşımları içerir. Otizmle ilgili pek çok terapi programı vardır. Bu programlardan kanıta dayalı olanlar, diğer bir ifadeyle bilimsel yayınlarda etkililiği ortaya konmuş uygulamalar tercih edilir.
Konuşma terapisi sürecine başlamadan öncelikle ayrıntılı bir değerlendirmeyle çocuğun dil, konuşma ve iletişimsel ihtiyaçlarının belirlenmesi gerekmektedir. Değerlendirme sürecinde öncelikle vaka öyküsü alınır, gözlem yapılabilir, genel gelişime, dil ve konuşmaya ilişkin standart testler (SST, TELD vb.) uygulanabilir, aileden bir dil örneği alınabilir ve otizmi değerlendirmeye yönelik testler (PEP-R vb.) uygulanabilir.
Terapide başarılı olmak için genel bir program yerine yapılan değerlendirmelerle çocuğun ihtiyaçlarına uygun bir program hazırlanır. Terapi sürecinde, otizmli çocuğun dil becerilerinin edinimini hızlandırmak hedeflenir. Otizme ilişkin ve bireye özgü dil, konuşma ve iletişim problemleri üzerinde gelişimsel yaklaşımlara uygun olarak çalışılır. İletişim becerileri genişletilir ve becerilerin günlük hayatta kullanımı üzerinde durulur. Öncelikli olmasa da sesletim problemleri düzeltilir. Konuşma hızı ve ses tonunun bağlama göre uygun şekilde kullanımı üzerinde çalışılabilir. Çocuğun sosyal etkileşime, oyuna ve çeşitli aktivitelere katılımı desteklenir. Tüm bu süreçte aileye pek çok konuda danışmanlık verilir. (Örneğin ekolali, vokal stereotip ve sesletim hatalarına vb. nasıl bir yaklaşım gösterilmeli?)
Konuşma çıktısı olmayan çocukların da çevreyle iletişim kurması mümkündür. Bu, vokal seslerle, jest ve mimiklerle, resim vb. araçlarla sağlanabilir. Konuşma terapisi devam ederken ek olarak alternatif ve destekleyici sistemler de hazırlanabilir. Böylece ihtiyaçlarını ifade edebilen çocuğun ve ailenin yaşam kalitesi artırılmış olur. Bu süreçte problem davranışlar da azalır. Konuşma çıktıları ortaya çıktıkça bu sistemler aşamalı olarak süreçten çekilir.
Otizmde dil ve konuşma terapisi, kritik dönemler kaçırılmadan mümkün olduğunca erken bir yaşta başlamalıdır. Program yoğun ve çocuktaki değişimlere göre esnek bir şekilde uygulanmalıdır. Süreçte mutlaka aile ve diğer profesyonellerle işbirliği içerisinde olunmalıdır. Aile mutlaka terapiye uyumlu şekilde çalışmaları sürdürmeli ve dil-konuşma terapistiyle tutarlı yaklaşımlar sergilemelidir. Araştırma verileri dil ve konuşma terapisinin otizmli çocuklarda etkili sonuçlar verdiğini göstermektedir.

Dr. Emrah Cangi
Dil ve Konuşma Terapisti

Kaynakça:
Aarons, M., Gittens, T., The handbook of autism: A guide for parents and professionals, Tavistock\Routledge (1999).
Le Blanc, R., Volkers, H., What you should know about autism spectrum disorders: signs, symptoms, treatments and effects for on daily life, Booklocker (2007).
http://www.asha.org (American Speech-Language-Hearing Association-ASHA).

En kısa süre ve en etkili biçimde,size en uygun yöntemi kullanarak

mevcut probleminizi aşmanıza yardımcı olabilmemiz için

lütfen randevu alınız.

Randevu Al

Facebook